SAMİMİYETSİZ SAMİMİYETLER

IMG_8328
yazmak… samimiyetsiz samimiyetler

Bir arkadaşım vardı. Tek bir sıkıntısını dahi es geçtiğimi hatırlamıyorum. Her derdini kendi derdim gibi sahiplenirdim. Hatta o üzgün diye uyuyamadığım zamanlar olurdu. Ne zaman ki bir derde düştüm, arkadaşımı kaybettim. Meğer onun dostluktan anladığı; kendi yükünü boşaltmaktan başka bir şey değilmiş. Yıllar öncesiydi ama unutulmuyor işte…

Benim 17’li yaşlarımda, Moda sahilinden içimi denize döktüğüm gibi dökülürdü omzumda. Bizim aramızdaki şey her neyse onun hayatı ve onun sorunlarından ibaretmiş aslında. Birlikte yol aldığımız sürece; konforun ve kendini nasıl hissettiğin, onun yol boyunca sergilediği duruşa bağlıydı biraz da. Ya kendimizi yolun manzarasına kaptırır, zamanı ışık hızında harcardık ya da hiçbir sonuca ulaşamadığımız; yerinde sayıyor hissi ağır basardı. Aramızdaki bu onlarca yıldır süregelen samimiyetsiz samimiyet, alışkanlıktan ibaretmiş ama ben bunu henüz bilmiyordum. Çok sonraları hiç kopmaz sandığım bu bağın, bana duyduğu ihtiyacın bittiği anda yok olacağına tanıklık yapacaktım. İşin ilginç tarafı; hayatıma ve gelişimime hiçbir katkısı olmayan bu insanı kaybettiğimde, bunca yıllık emeğin heba olduğuna üzülmeyecektim. Merhaba yeni başlangıçlar, merhaba yeni dostlar!

İşte böyle böyle anlıyorsun… bazı insanlar; saçma bulduğun halde söylemekten kendini alıkoyamadığın o şarkılardan biri ve öyle bir an geliyor ki; bunaldığında gelip dinlenemediğin o omuzdan sen de vazgeçiyorsun. Oysa boşalıp, rahatlamanın binbir türlü yolu varmış. Yazmak, yazmak, yazmak diyeceğim…

Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenen bir konferans için İstanbul’a gelen Amerikalı psikolog Prof. James Pennebaker, beynimizde yaşattığımız sıkıntıların psikolojik rahatsızlıkların yanı sıra fiziksel hastalıklara da yol açabileceğini söylüyor ve vallahi çoğu zaman beynimizin bize kurduğu o oyunlar yüzünden, varsayımlar üzerinden yola çıkarak doğru olmayan sonuçlara ulaşıyoruz. Ben, bana bu şekilde yaklaşan insanları asla affedemiyorum! Hiç mi tanıyamamışlar ki, benden kendimi aklayacak cümle bekliyorlar…

Pennebaker, özellikle günlük tutmayı tavsiye ediyor. Hem bu bir arkadaşına anlatmandan çok daha risksiz. Yarın bir ayrılık anında; anlattıklarının önüne gelme ihtimali de yok. Özellikle stres ve sıkıntı ile başa çıkamadığımız zamanlarda, yazmanın konuyu somutlaştırdığından, “siz sorununuzla yüzleşiyor ve içinizden atmış olmanın huzurunu yaşıyorsunuz” diyor.

Prof. Pennebaker’in, senelerdir psikolojik rahatsızlıkların neden olduğu biyolojik rahatsızlıklar ve başarısızlıklar üzerine yaptığı laboratuvar deneyleri sonrasında; depresyonda olan insanların daha çok “ben” ve “beni” kelimelerini kullandığını, mutlu insanların ise kendileri hakkında konuşmak yerine başka insanların hayatını anlatmayı tercih ettiklerini söylüyor. İtiraf edeyim; blog yazılarımda geriye dönüp;  ne kadar “ben” kelimesini kullandığıma baktım. Oldukça fazla olmasını bugünlerde normal olarak değerlendiriyorum ama geçecek, bugünler de geçecek… Bir de söylemeden edemeyeceğim bu konuşmadan anladığım şu; sosyal medyadan mutluluğunu bas bas bağıranlar öyle görünüyor ki, mutsuzluktan ölüyorsunuz ama korkmayın! Prof. Pennebaker’a göre; hemen kâğıt kaleme sarılır ve hislerinizi yazıya dökerseniz bu üzüntülerin sizi hasta etmemesi olası. Özellikle benim hastalığımda yazmanın iyileştirici bir etkisi varmış. Hele bir de okunuyorsa… Müthiş bir mutluluk, iyileşmemdeki katkınızdan dolayı sizlere teşekkür ederim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s